5 soruda Suudi Arabistan’ın Lübnan’a yaptırımı

611791Image1

Başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı Körfez ülkelerinin İran destekli “Hizbullah” faktörü nedeniyle Lübnan’a yönelik diplomatik ve ticari yaptırımlara gitmesi, mevcut ekonomik krizi daha da derinleştirerek Lübnan’ı İran-Suriye rejimi cephesine itebilir.

Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan, Suudi Arabistan ile İran arasında çıkar çatışmalarının yaşandığı ülkelerin başında geliyor.

Ezeli iki rakip arasında Lübnan üzerinden özellikle 2016’dan bu yana ciddi çekişmeler yaşanıyor. Eski Başbakan Saad el-Hariri’nin, 2016’da Hizbullah ile koalisyon hükümetini kurmasından sonra Riyad ve Beyrut ilişkileri gerilemeye başladı.

Suudi Arabistan ve Lübnan arasında iplerin kopmasına neden olan son olay ise Suriye rejimine yakınlığı ile bilinen Marada Hareketi Partisinden Enformasyon Bakanı George Kardahi’nin Suudi Arabistan’ı Yemen’deki iç savaş nedeniyle sert bir dille eleştirmesi oldu.

Kardahi’yi gerekçe gösteren Riyad yönetimi, 29 Ekim’de Beyrut Büyükelçisi’ni çekti. Riyad’ın ardından Bahreyn ve bir gün sonra da Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) büyükelçilerini Beyrut’tan çekeceğini duyurdu.

Lübnan lirasının son 1 yılda dolar karşısında yüzde 90 değer kaybetmesi ve elektrik krizinin devam etmesinin ardından Körfez ambargosu, ülkedeki ekonomik krizi daha da derinleştirebilir.

Lübnan ve Suudi Arabistan arasındaki son krizin sebebi ne?

İki ülke arasında krizin patlak vermesinin müsebbibi Lübnan Enformasyon Bakanı Kardahi’nin 27 Ekim’de yayınlanan ancak daha önce çekilen bir programda, Riyad’ı Yemen’deki savaş konusunda eleştirmesi olarak gösteriliyor.

Kardahi, Suriye’deki Esed rejimine yakınlığı ile bilinen Hristiyan Marada Hareketinin kotasından 10 Eylül’de kurulan koalisyon hükümetinde göreve başladı.

Katar merkezli Al Jazeera televizyon kanalının programında konuşan Kardahi, İran destekli Husilerin Yemen’de kendilerini savunduğunu, Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşın da absürt olduğunu söylemişti.

Lübnan Başbakanı Necib Mikati ve Cumhurbaşkanı Mişel Avn, aynı gün Kardahi’nin sözlerinin hükümetin Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleriyle politikasını yansıtmadığını, kendisinin de bu ifadeleri bakan olmadan önce kullandığını bildirdi.

Riyad yönetimi, ertesi gün Kardahi ve terör örgütü kabul ettikleri Hizbullah’ın ülke içerisinde artan hakimiyetini gerekçe göstererek, Beyrut Büyükelçisi’ni çektiğini ve tüm ithalatı da durduğunu duyurdu.

Başbakan Mikati, Riyad’ın bu tutumunu çözmek için Kardahi’den fedakarlık yapmasını isteyerek, imalı bir şekilde ülkenin menfaati için ya özür dile ya da istifa et çağrısında bulunmuştu.

Ancak gelinen noktada Kardahi, özür dilemedi, istifasının da söz konusu olmadığını söyledi.

Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Kardahi’yi krizin “günah keçisi” olarak niteledi.

Beyrut, Riyad ve Tahran arasındaki çekişmenin bedelini mi ödüyor?

Suudi Arabistan ve İran arasında yıllardır, Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’da vekalet grupları üzerinden ciddi çekişmeler ve çatışmalar yaşanıyor.

Riyad ve Tahran, bu ülkelerdeki Sünni ve Şiiler üzerinden kurulan silahlı vekalet grupları, destek verdikleri siyasi partiler ve siyasetçilerle, finanse ettikleri medya organlarıyla birbirlerinin çıkarlarını hedef alıp, söz konusu ülkelerde siyasi ve askeri nüfuz elde etmeye çalışıyor.

Son dönemde iki ülke arasındaki en sert çekişmenin yaşandığı ülke Yemen. İran destekli Husiler sahada askeri ilerleme kaydedip sıklıkla Suudi Arabistan topraklarındaki sınıra yakın askeri ve sivil bölgelere bomba yüklü İHA’larla saldırılar düzenliyor.

Lübnan’da ise Riyad yönetimi, İran destekli ve Suudi Arabistan tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hizbullah’ın artan askeri ve siyasi nüfuzundan rahatsız.

Riyad, İran destekli Hizbullah’ı, Yemen’e savaşçı gönderip, ülkesinin ulusal güvenliğini tehdit etmekle suçluyor.

Problem oluşturan bir diğer husus da Hizbullah’ın Lübnan’daki tüm devlet limanlarını kontrol edip Körfez ülkelerine uyuşturucu sevkiyatı yapması olarak gösteriliyor.

Açık raporlara göre, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra Hizbullah’ın Suriye, Irak ve özellikle Yemen’deki rolü daha da güçlendi.

Suudi Arabistan, mevcut krizin asıl sebebinin Lübnan’ın kendisi değil İran’ın oradaki artan Hizbullah hegemonyası olduğunu dillendiriyor.

Bunu açık bir şekilde ifade eden Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan oldu.

Bin Ferhan, 30 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Lübnan’la herhangi bir kriz yok. Bilakis Lübnan’daki kriz, İran’a vekalet edenlerin hegemonyası nedeniyledir. ” dedi.

Hizbullah’ın güçlendiği siyasi mekanizmada Lübnan devlet kurumlarının zayıfladığını savunan Bin Ferhan, “Bu durum da Lübnan hükümetini halkının çıkarlarının tersine hareket etmeye zorluyor.” ifadelerini kullandı.

Hizbullah “Lübnan’ı kontrol ediyor” ifadesi ne kadar doğru?

Suudi Arabistan yönetimi, Lübnan ile diplomatik ve ticari ilişkilerini kestiğini belirtmek için yayımladığı yazılı açıklamada, “Hizbullah ülkenin tüm limanlarını kontrol ediyor” iddiasında bulundu.

Riyad’ın bu iddialarına yanıt Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib’den geldi.

Hizbullah’ın ülkenin esas bileşenleri arasında yer aldığını belirten Buhabib, “Ancak tüm Lübnan, Hizbullah değil. Lübnan’ı da domine etmiyor.” diye konuştu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Abu Dabi merkezli “The Emirates Policy Center (EPC)” düşünce kuruluşunda Lübnan uzmanı olarak çalışan Hanin Ghaddar, Hizbullah’ın devlet içerisinde devlet olduğunu hatta Lübnan devletinden daha güçlü olduğunu belirtiyor.

Ghaddar imzasıyla EPC tarafından yayımlanan rapora göre Hizbullah, zayıf devlet kurumu üzerinden devletin ordusu, finans ve sosyal sistemine paralel olarak büyüdü.

Suriye’nin 2005’te Lübnan’dan çekilmesinden sonra ülkedeki askeri ve siyasi boşluğu Hizbullah’ın doldurduğuna yer verilen raporda, örgütün uluslararası toplumun tepkisini çekmemek için Lübnan’ı direkt kontrol etmek yerine arkada durarak farklı mezheplerden öne sürdüğü aktörler ve siyasetçilerle hükümeti yönetmeyi tercih ettiği öne sürülüyor.

Hizbullah, 2018’de genel seçimlerde 128 sandalyenin bulunduğu Meclise 12 milletvekili gönderdi. Önemli bir parçası olduğu 8 Mart Bloku koalisyon hükümetinde yer aldı.

Mikati başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin önemli ortağı olan Hizbullah, İran ve Suriye rejimi destekli 8 Mart Bloku da neredeyse 24 bakanın 22’sini elinde bulunduruyor.

Hizbullah’ın hükümetteki siyasi gücü nedeniyle kabineden çıkan kararlardaki etkinliği kaçınılmaz. Bunun en bariz örneği de 4 Ağustos 2020’deki Beyrut Liman patlaması olayında görülüyor.

Hizbullah ve onun müttefiki Şii Emel Hareketi’nin bakan ve milletvekilleri, soruşturmayı yürüten hakim Tarık Bitar’ın tüm çağrılarına rağmen ifadeye gelmediği gibi Bitar’ın görevden alınmasını talep ediyor.

Beyrut Limanı patlamasına ilişkin soruşturmaya tepki gösteren Hizbullah ve Emel Hareketi, 12 Ekim’den bu yana kabine toplantılarına katılmıyor. Bu nedenle Mikati de hükümet toplantılarını düzenleyemiyor.

Ayrıca Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’a göre sadece Lübnanlı 100 bine yakın savaşçı ülkede olası bir savaşa hazır durumda.

Suudi Arabistan’ın Lübnan ile ilişkilerini bozmasının önemli sebeplerinden biri de Hizbullah’ın Suriye’deki iç savaşta Esed rejiminin yanında yer alması.

Suriye’deki iç savaştan sonra Yemen’e de militan gönderdiği iddia edilen Hizbullah’ın, Irak’taki Haşdi Şabi çatısı altında Irak Hizbullahı’nı kurduğu ve binlerce milisi eğittiği sıklıkla gündeme getiriliyor.

Uyuşturucu meselesinde ise Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, Nisan 2021’de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, son 6 yılda Lübnan’dan Suudi Arabistan’a sokulmaya çalışılan 600 milyon uyuşturucu hapın ele geçirildiğini aktarmıştı.

Beyrut nasıl bir çözüm yoluna başvurdu ve kim nerede duruyor ?

Krizin yaşandığı andan itibaren Başbakan Mikati, Riyad’ın diplomatik ve ticari ilişkilerini kesmesinden üzüntü duyduğunu belirtti ve kararın gözden geçirilmesini istedi.

Mikati, Kardahi’den ülkenin menfaatleri için fedakarlık yapmasını istedi ancak Hizbullah Kardahi’nin arkasında durarak, istifa etmesinin ülkenin egemenliğinin ihlal edilmesi anlamına geldiğini duyurdu.

Hizbullah’ın, Mikati’yi Kardahi’nin istifa etmesi halinde kabineden bakanlarını çekmekle tehdit ettiği ileri sürüldü.

Kardahi’ye Hizbullah’tan sonra üyesi olduğu Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye’den destek geldi.

Ancak eski Lübnan Başbakanı ve Müstakbel Hareketi lideri Saad Hariri, Dürzi İlerici Sosyalist Partisi lideri Velid Canbolat, Hristiyan Lübnan Güçleri lideri Semir Caca ise Kardahi’yi Arap ülkeleriyle ilişkileri bozmakla suçlayıp istifa etmesi çağrısında bulundu.

Uluslararası düzeyde ise Beyrut yönetimi, sorunun çözümü için ABD’nin kapısını çaldı.

Lübnan Dışişleri Bakanı Buhabib, ABD’nin sorunu çözebilecek güçte olduğunu belirterek, yardım talebinde bulunduklarını bildirdi.

Krizin yaşanmasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Bin Ferhan’ın dün Yemen ve bölgesel gelişmelere ilişkin bir telefon görüşmesi geçekleştirmesi dikkati çekti.

İran ve Yemen’de Kardahi için destek gösterileri düzenlendi

Lübnan’ın Tahran Büyükelçilik binası önünde bir araya gelen İranlılar, Kardahi’nin posterini taşıyarak dayanışma eylemi düzenledi.

Yemen’de Husilerin kontrolündeki Sana’da Kardahi’nin Suudi Arabistan için sarf ettiği ifadeler ve fotoğrafı reklam panolarına asıldı.

Krizin ardından Kardahi, İran öncülüğünde “direniş cephesinin” kahramanlarından biri olarak ilan edildi.

Körfez ülkelerinin yaptırımı Lübnan ekonomisini nasıl etkiler?

Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri Lübnan’daki emlak ve turizm sektörüne en çok yatırım yapan ülkelerin başında yer alıyor.

Lübnan’da yaklaşık 15 yıl süren iç savaşın sonlandırılmasında Riyad’ın önemli bir rolü vardı. Taif Anlaşması’yla iç savaşı bitiren Riyad, ülkenin yeniden kalkındırılması için de ciddi yatırımlarda bulundu.

Dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin Suudi Arabistan ile kurduğu güçlü ilişkiler neticesinde iki ülke çok yakınlaştı ve milyar dolarlık yatırımlar Lübnan’a geldi.

Başta Beyrut olmak üzere Cebel-i Lübnan’a Körfez’den birçok turist akın etti ve emlak satın aldı.

Riyad ve Kuveyt, 2006’da İsrail ve Hizbullah savaşının ardından Lübnan lirasının çöküşünü engellemek için 1 milyar 500 milyon dolarlık tutarı Lübnan Merkez Bankası rezervine ekledi.

Paris’te düzenlenen destek konferansında Riyad, Lübnan’a 7,6 milyar dolarlık finansal destek taahhüdünde bulundu ve bunun 1,1 milyar dolarını temin etti.

Saad Hariri’nin, Hizbullah ile 2016’da hükümeti kurmasından sonra Suudi Arabistan finansal desteğini çekme kararı aldı. Riyad, Beyrut’u İran’ın uydusuna girmekle suçladı.

Riyad ve Beyrut ilişkileri 2016’dan bu yana kötüleşti. Aynı yıl Lübnan’ın, Suudi Arabistan’ın Tahran’daki Büyükelçiliğine saldırıyı kınamaması üzerine Lübnan ordusuna verilecek olan 3 milyar dolarlık finansal destek kesildi.

Lübnan’da 2019’da patlak veren ekonomik krizden sonra Körfez yatırımcısı ülkeden sermayesini çekti.

Suudi Arabistan’ın güvenlik gerekçesiyle vatandaşlarını Lübnan’a seyahat etmemesi yönünde uyarması üzerine Körfezli turist sayısı ciddi şekilde azaldı.

Lübnan’da 2019’da patlak veren ekonomik krizden sonra Körfez yatırımcısı ülkeden sermayesini çekti. Suudi Arabistan’ın güvenlik gerekçesiyle vatandaşlarını Lübnan’a seyahat etmemi için uyarması üzerine Körfez’den turist gelişi ciddi bir şekilde azaldı.

Lübnan’ın 2020’deki ihracat hacmi 3 milyar 500 milyon dolar civarında. Ülkede, 250 milyon dolarlık ihracat hacmi ile İsviçre ve BAE’den sonra Suudi Arabistan 3’üncü sırada yer alıyor.

BAE’ye yapılan ihracat ise yaklaşık 400 milyon dolar. İlişkisini kesen bir diğer ülke olan Kuveyt’e 100 milyon dolarlık ihracat söz konusu.

Lübnan’ın ciddi elektrik krizi sorununu çözmek için Suudi Arabistan’ın bölgedeki iki müttefiki olan Ürdün ve Mısır’dan yardım talebinde bulunması da önemli konuların başında geliyor.

Riyad yönetimi halihazırda Ürdün ve Mısır’ın Lübnan’a Suriye rejimi üzerinden elektrik ve doğal gaz ihracına itiraz etmiyor.

Ancak gelinen noktada Hizbullah ve İran’a karşı Lübnan’ın bir kart olarak kullanılması durumunda, elektrik ve doğal gaz ihracatında sıkıntılar da yaşanabilir.