Mesafir Yatta, İsrail'in işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlileri tehcir ederek bu bölgelerde uluslararası hukuka aykırı Yahudi yerleşim birimlerini artırmak ve genişletmek için sistematik politika uyguladığı en önemli bölgelerden biri.

İsrail ordusu, 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'nın güneyinde Filistinlilerin yaşadığı, 8 köyden oluşan ve çöl ikliminin hakim olduğu bu bölgeyi 1980'lerin başında "askeri eğitim alanı" ilan etti.

Mesafir Yatta yerlileri, o tarihten bu yana İsrail askerlerinin yıkımlarına, baskınlarına ve tacizlerine maruz kalıyor.

Son olarak İsrail mahkemesi, tüm baskılara rağmen topraklarını terk etmemek için yıllardır burada yaşamayı sürdüren Filistinlilerin toplu tehciri anlamına gelen bir karara imza atmıştı.

Mahkeme, 4 Mayıs 2022'de, İsrail ordusunun bu bölgeyi "atış alanı" kabul etmesini onaylayarak, buradaki Filistinlilerin zorla tahliye edilmesinin yolunu açtı.

Bölgede baraka evlerde ve bir kısmı mağaralarda barınan Filistinliler ise "bedeli ne olursa olsun burayı terk etmeyeceklerini" belirtiyor.

"Yıkım tebligatı yapıldı"

Mesafir Yatta Köy Meclisi Başkanı Nidal Yunus, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun, Yatta'daki yerel sakinlere burayı yıkacağı yönünde tebligatta bulunduğunu ancak zaman vermediğini söyledi.

Bölge sakinlerinin, İsrail'e bağlı Sivil İdare'ye, son dönemde topraklarını sürmek için talepte bulunduğunu aktaran Yunus, kendilerine bir süre sonra bölgede geniş çaplı bir tahliye yapılacağının bildirildiğini aktardı.

Mağarada bile yaşamaya razılar

Mesafir Yatta'daki Hirbet el-Fehit'te bir barakada 7 kişilik ailesiyle yaşayan Semir Hamamde, karara tepki göstererek. "Biz buradayız. Bizi topraklarımızdan ve evlerimizden ayırabilecek hiçbir güç yok." dedi.

Yemenli İş İnsanları, Husilerin Zorbalığından Şikayetçi Yemenli İş İnsanları, Husilerin Zorbalığından Şikayetçi

Topraklarından ayrılmamak için tüm seçenekleri değerlendireceklerini, hatta mağara yaşamına geri dönebileceklerini dile getiren Hamamde, "Yaşayabileceğimiz başka bir yer yok. Burada doğduk, başka bir yerde mülteci olamayız. Dünyadaki diğer insanlar gibi evler inşa edeceğimiz daha iyi bir geleceğin hayalini kuruyorduk ama İsrailli yetkililer hayatımızı cehenneme çevirdi. Hala temel ihtiyaçlardan yoksun ilkel bir hayat yaşıyoruz ama buna rağmen onlar bizi tehcir etmekte ısrar ediyorlar.” diye konuştu.

Filistinli Hamamde, ailesinin iaşesini hayvan yetiştirerek ve ürünlerini komşu beldelerde satarak temin ettiğini kaydetti.

Hıllet ed-Deba köyünden 38 yaşındaki Cabir Debabise de 7 kişilik ailesiyle bir mağarada yaşadığını, durumlarının İsrail'in yıkmayı planladığı diğer yerlerden daha iyi olmadığını ifade etti.

İdare ve güvenliğinin İsrail'in kontrolünde olduğu Batı Şeria'nın "C bölgesindeki" evinin ruhsatsız inşa edildiği gerekçesiyle İsrail güçleri tarafından 5 kere yıkıldığını aktaran Debabise, şöyle konuştu:

"İsrail'in, bunca tacizden sonra yapacağı tek bir şey kaldı, o da bizi tehcir etmek. Büyük kuvvetlerle gelip bizi tehcir edebilirler ama biz tekrar geri döneceğiz, başka bir seçenek düşünmüyoruz. Bu topraklardan isteyerek veya kolayca çıkmamız imkansız, bedenlerimizle direneceğiz, yaralananlar ve şehit düşenler olabilir, burası bizim toprağımız ve ondan başka bir şey kabul etmeyeceğiz."

Bazı ailelerin buradan ayrılmamak için yeniden mağaralarda yaşamaya başladığını belirten Debabise, burayı terk etmemek için hayatları boyunca mağarada kalmaya hazır olduklarının altını çizdi.

Bölge sakinleri, öz vatanlarında mülteci olmak istemiyor

Mesafir Yatta Direniş ve Koruma Komiteleri Koordinatörü Fuad el-Amur da bölge sakinlerinin, özellikle yeni aşırı sağcı İsrail hükümetinin göreve gelmesinin ardından alınacak kararları endişeyle beklediklerini kaydetti.

Amur, "Bölge halkı topraklarını terk etmeyi ya da kendi vatanlarında mülteci olmayı düşünmüyor. Pek çoğunun, evlerinin yıkılması durumunda sığınacakları mağaraları yaşamaya elverişli hale getirdiğini görmeye başladık." dedi.

İsrail'in kararını yasa dışı ve savaş suçu olarak nitelendiren Amur, Mesafir Yatta'daki toprakların mülkiyeti belgelerinin Osmanlı ile İngiliz manda dönemine ait olduğunu söyledi.

İşgal Altındaki Bölgelerdeki İsrailli İnsan Hakları Bilgi Merkezi (B’tselem) da yaptığı açıklamada, bu topraklarda yaşayan halkın tehcir edilmesinin savaş suçu olduğunu belirtti.

Halkın bölgeden tahliye edilmesi planının, İsrail'in, kendi iradeleriyle "bölgeyi terk ederler" umuduyla yıllardır, bölge halkının hayatlarını çekilmez kılmak için uyguladığı "sindirme politikalarının" bir parçası olduğu ifade edilen B’tselem'in açıklamasında, İsrail'in bu politika kapsamında, bölgeye elektrik ve su gibi altyapı hizmeti getirmediği, ev ve kamu binaları inşa edilmesine izin vermediği, bölge sakinlerinin hareketlerini sınırladığı ve Yahudiler ile İsrail askerlerinin halkı tehdit etmesine izin verdiği dile getirildi.

Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı

Filistin ile İsrail arasında 1995'te imzalanan "İkinci Oslo Anlaşması" çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı.

Yüzde 18'i kapsayan "A bölgesi"nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin'e, yüzde 21'lik "B bölgesi"nin idari yönetimi Filistin'e, güvenliği ise İsrail'e devredilirken, yüzde 61'ini kapsayan "C bölgesi"nin idare ve güvenliği İsrail'e bırakılmıştı.

İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'nın büyük bölümünü oluşturan "C" bölgesinde Filistinlilere ait bazı evleri "ruhsatsız" olduğu gerekçesiyle yıkıyor.