ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, gazeteci Tucker Carlson ile yaptığı röportajda dile getirdiği genişlemeci söylemler, diplomatik çevrelerde ve sosyal medyada büyük bir öfke dalgasına yol açtı. Huckabee, İsrail’in tüm Orta Doğu topraklarını ilhak etmesinin teolojik olarak onaylanabileceğini savunarak, geleneksel dış politika çizgisinin dışına çıktı.
"Tanrı’nın Seçilmiş Halkına Vaadi"
Röportaj sırasında Tucker Carlson, Eski Ahit’teki "Nil’den Fırat’a kadar olan bölgenin vaat edildiği" metinlere atıfta bulunarak; bu alanın Ürdün, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan ve Irak’ın bir kısmını kapsadığını hatırlattı. Huckabee, bu toprakların tamamının alınmasının "kabul edilebilir" olacağını ifade etti.
Huckabee, bu duruşunu inanç temeline oturtarak, "İsrail, Tanrı’nın seçtiği bir halka verdiği topraktır" diyerek ABD’deki "Hristiyan Siyonist" akımın Beyaz Saray üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.
Mike Huckabee: "Eğer hepsini alırlarsa, bu kabul edilebilir bir durum olur."
Tucker Carlson’dan Tarihi Sorgulama
Röportajın en dikkat çekici anlarından biri, Carlson’ın Avrupa kökenli olan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun, asırlardır Filistin’de yaşayan insanları yerinden etme "hakkını" nereden aldığına dair sorusu oldu.
Carlson’ın "Bunu yapmaya tam olarak ne hakları var?" sorusu karşısında Huckabee’nin cevap vermekten kaçınması ve "Ne kastettiğinizi tam olarak anlayamıyorum" diyerek konuyu geçiştirmesi, sosyal medya kullanıcıları tarafından "ideolojik bir körlük" olarak nitelendirildi.
Bölgesel Bir Stratejinin Parçası mı?
Analistler, Huckabee’nin bu çıkışını son günlerde İsrailli liderlerden gelen benzer açıklamalarla birlikte okuyor:
-
Naftali Bennett: "Dünya İsrail'i sevmeyebilir ama düşmanları ondan korkmalı."
-
Isaac Herzog: "Orta Doğu'nun ve dünyanın seyrini değiştirecek planlarımız var."
-
Gideon Sa'ar: "Yahudiler bu toprakların yerli halkıdır."
Bu üst üste gelen açıklamalar, sadece İran’a yönelik bir operasyonun değil, bölgenin genel jeopolitik haritasını teokratik ve askeri temellerde yeniden çizme arzusunun bir ön hazırlığı olarak yorumlanıyor.




