ABD ve İsrail’in İran’ın liderlik kadrosunu hedef alan koordineli saldırısı, ülkeyi tarihi bir dönüm noktasına getirdi. Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından ortaya çıkan iktidar boşluğu, uluslararası arenada İran'ın meşruiyetini ve gücünü kimin devralacağı tartışmalarını alevlendirdi.
Londra Royal Holloway Üniversitesi araştırmacılarından Ali Haşim, İran devlet yapısının büyük şoklara karşı dayanıklı tasarlandığını vurguluyor. Haşim’in analizine göre, Washington ve Tel Aviv’in umduğu hızlı çöküş senaryosu yerine, Devrim Muhafızları öncülüğünde devlet kurumlarının kenetlenmesi ve rejimin kendini korumak adına katı bir savunma pozisyonuna geçmesi muhtemel görünüyor.
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı analisti Karim Sadjadpour ise durumun derin bir "varoluşsal krize" dönüşeceğini savunuyor. Sadjadpour, Hamaney'in sağladığı geleneksel dini örtünün kalkmasıyla birlikte radikal kanatların ve Devrim Muhafızları'nın devleti tamamen ele geçireceğini öngörüyor. Uzmana göre bu durum, toplumsal kutuplaşmanın da etkisiyle İran'ı açık bir askeri devlete dönüştürebilir veya kontrol altına alınması zor bir iç savaşa sürükleyebilir.
Analizlerde, krizi yöneten ABD Başkanı Donald Trump'ın, uzun bir yıpratma savaşından kaçınmak ve küresel enerji piyasalarındaki olası felaketleri önlemek amacıyla hızlı siyasi çözümler arayabileceğine de dikkat çekiliyor. Geçiş sürecinde eski Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi gibi isimler gündeme gelse de, ekonomik ve askeri gücü elinde bulunduran Devrim Muhafızları'nın nihai kaderi belirleyeceği ifade ediliyor.
Sonuç olarak uzmanlar tek bir noktada birleşiyor: İran artık eski İran olmayacak. Kurumlar ayakta kalırsa daha militarist ve içe kapanık bir devlet doğacak; sadakat zincirleri kırılırsa tüm bölgenin güvenlik ve enerji haritasını sarsacak bir kaos dönemi başlayacak.