Gazze Şeridi, 360 $km^2$’lik dar bir alanda, 1948’den beri tarihten silinmeye çalışılan bir halkın izzetli direniş kalesi olarak ayakta duruyor. Siyonist işgal rejiminin karadan, denizden ve havadan kuşattığı bu mazlum coğrafyanın dış dünyaya açılan tek kapısı olan Rafah Sınır Kapısı, uzun süren bir kapalılık döneminin ardından 2 Şubat 2026 tarihinde "deneme" amaçlı yeniden açıldı. Ancak sahada yaşananlar, bu açılışın bir özgürlükten ziyade, işgalin yeni bir zulüm metoduna dönüştüğünü kanıtlıyor.
Kuşatılan Gazze’nin kapalı kapıları
Siyonist rejim, Gazze’yi dünyadan tecrit etmek için tüm geçiş noktalarını birer birer işlevsiz hale getirdi. Rafah dışındaki diğer kapıların durumu, işgalin boyutlarını gözler önüne seriyor:
-
Beyt Hanun (Erez): Kuzeyde, sadece diplomatik heyetler ve özel izinli kişiler için sınırlı kullanılıyor; tamamen siyonist kontrolünde.
-
Kerem Ebu Salim: Yardımların ve ticari malların geçtiği ancak siyonist denetiminden kaçamayan bir nokta.
-
Müntehir (Karni) ve Şucaiye: 2007'den beri tamamen yıkılmış veya kapatılmış durumda.
Soykırımın bilançosu ve tıkanan tahliyeler
7 Ekim 2023’teki Tufanü’l-Aksa harekatının ardından siyonist rejimin başlattığı ve iki yılı aşkın süredir devam eden soykırım saldırıları, Gazze’yi enkaza çevirdi. 9 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkesin ardından ortaya çıkan acı tablo şöyledir:
| Kategori | Veriler (Şubat 2026 itibarıyla) |
| Şehit ve Kayıplar | 76.000+ |
| Yaralı Sayısı | 170.000 |
| Ağır Engelli (Felç/Uzuv Kaybı) | 6.000 |
| Acil Tedavi Bekleyenler | 22.000 |
| Geri Dönüş İçin Kayıt Yaptıranlar | 80.000 |
Rafah Sınır Kapısı’nın günlük 50 giriş ve 50 çıkış kapasitesiyle çalışması kararlaştırılmış olsa da, işgalci rejimin engellemeleri nedeniyle son 9 günde 1.800 kişi geçmesi gerekirken sadece 488 kişi (taahhüt edilenin üçte birinden az) geçiş yapabildi.
Ebu Şabab milisleri: İşgalin "yerli" piyonları
Sınırda görev yapan Avrupa heyeti ve Filistinli idarecilerin ötesinde, asıl kontrolü siyonist ordu ve onların himayesindeki "Yaser Ebu Şabab" adlı milis yapısı yürütüyor. BM İnsan Hakları Ofisi ve Anadolu Ajansı gibi kaynaklardan derlenen tanıklıklar, geri dönen veya ayrılan Filistinlilerin maruz kaldığı vahşeti belgeliyor:
"Gözlerimiz bağlandı, ellerimiz kelepçelendi. Eşyalarımıza el koydular ve bizi 'Ebu Şabab' milislerine teslim ettiler. Sorgu sırasında Gazze’ye bir daha dönmememiz için para teklif ettiler ya da casusluk yapmamız için baskı kurdular."
— Geri dönen bir Gazze sakini
Aktivistler ve hukukçular, Rafah’ta uygulanan bu aşağılayıcı prosedürlerin, Filistinlilerin geri dönüş hakkını engellemeye yönelik bir etnik temizlik stratejisi olduğunu vurguluyor. Göz bağlama, mahremiyet ihlali, tıbbi yardımın engellenmesi ve tehditler, batılın "açık cezaevi" sistemini daha da derinleştiriyor.
İnsan hakları kuruluşlarından tepki
İsrailli insan hakları örgütleri Adalah ve Gisha-Maslak, yaptıkları ortak açıklamada bu durumu "zorla yerinden edilme" olarak nitelendirdi. Cenevre Sözleşmesi’ne göre geri dönüş hakkının engellenmesinin savaş suçu olduğu hatırlatılırken, uluslararası toplumun bu "yavaşlatılmış zulüm" karşısında harekete geçmesi talep ediliyor.
Rafah, bir umut köprüsü olması gerekirken siyonist rejimin elinde bir şantaj ve işkence aracına dönüşmüş durumdadır. Ümmet’in bu yarası kanamaya devam ederken, Gazze halkı tüm baskılara rağmen toprağına dönme iradesinden taviz vermiyor.




