Suriye Cumhurbaşkanlığı, ülkedeki bölünmüşlüğe son vermeyi ve yeni bir entegrasyon sürecini başlatmayı hedefleyen 29 Ocak tarihli anlaşmanın takibi için Tuğgeneral Ziyad el-Ayş'i "başkanlık elçisi" olarak görevlendirdiğini duyurdu.
Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, bu adımın "engelleri aşmak, devlet kurumlarının varlığını güçlendirmek ve ülkenin kuzeydoğusundaki hükümet hizmetlerini aktif hale getirmek" amacıyla atıldığı belirtildi. Atamanın; ateşkesin sürdürülmesi, askeri ve idari kurumların aşamalı entegrasyonu, güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girmesi ile sivil kurumların ve sınır kapılarının devlete teslim edilmesini kapsayan anlaşma maddelerinin uygulanmasını garanti altına almayı hedeflediği vurgulandı.
Masada farklı beklentiler var
Şam yönetiminin bu iddialı adımı, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki anlaşmanın uygulanma sürecine dair belirsizliklerin ve entegrasyon mekanizmaları konusundaki farklı açıklamaların gölgesinde geldi.
SDG liderleri, Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelere idari "özerklik" verilmesi ve mevcut özerk yönetim yapılarının korunması gerektiği konusunda ısrarcı. Bu tutum, Haseke'de düzenlenen bir kanaat önderleri toplantısında ve kuzeydoğu Suriye'nin geleceğinin tartışıldığı Münih Güvenlik Konferansı'nın ardından da açıkça dile getirilmişti.
Merkeziyetçilik ve özerklik çatışması
Suriye hükümeti ise herhangi bir entegrasyonun tek devlet ve tek ordu çatısı altında gerçekleşmesi gerektiğinin altını çiziyor. Resmi yapı dışındaki bağımsız askeri oluşumların varlığını sürdürmesini reddeden Şam yönetimi, paralel bir yapıya veya gücün fiili olarak bölünmesine yol açabilecek her türlü idari formüle geleneksel olarak mesafeli yaklaşıyor.
Taraflar arasındaki bu derin görüş ayrılığı, SDG'nin genişletilmiş yerel yetkilerin garantisi olarak gördüğü "siyasi ve idari ademi merkeziyetçilik" kavramına sıkı sıkıya bağlılığını yansıtırken; Şam'ın ise merkezi egemenlik ve karar alma süreçlerindeki ısrarını ortaya koyuyor. 29 Ocak anlaşmasının akıbeti, her iki tarafın usule ve siyasete dair bu farklılıkları aşıp aşamayacağına ve kağıt üzerindeki taahhütleri sahada somut adımlara dönüştürüp dönüştüremeyeceğine bağlı.