Orta Doğu

7 Ekim tereddüdü ve stratejik sabır: İran'ın sonu mu oldu?

Analistler, İran'ın 2023'te Gazze için doğrudan savaşa girmemesinin caydırıcılığını bitirerek bugünkü yıkıma yol açtığını savunuyor.

Abone Ol

Tahran semalarında yükselen kara dumanlar ve Dini Lider Ali Hamaney’in suikastıyla sarsılan "İslam Cumhuriyeti" rejiminin "kayıtsız şartsız teslimiyet" kıskacına girmesi, Orta Doğu tarihinin en büyük stratejik hesap hatalarından birini tartışmaya açtı. Bugün 7 Mart 2026 itibarıyla gelinen noktada birçok siyasi analist ve askeri stratejist, İran’ın bugün yaşadığı topyekûn yıkımın temellerinin 7 Ekim 2023’te atıldığını savunuyor.

"Stratejik Sabır" mı, "Stratejik Felç" mi?

7 Ekim 2023’te Hamas'ın başlattığı saldırıdan sonra İran’ın benimsediği ve "stratejik sabır" olarak adlandırdığı pasif tutum, bugün Tahran’ın savunma doktrininin en büyük zayıf halkası olarak görülüyor. O dönemde, doğrudan bir savaşa girmesi halinde rejimin bekasının tehlikeye gireceğinden çekinen Tahran, çatışmayı sadece Lübnan, Yemen ve Irak’taki "vekil güçleri" üzerinden yönetmeye çalıştı.

Ancak uzmanlara göre bu kararsızlık, İsrail ve ABD tarafından bir "caydırıcılık kaybı" olarak not edildi. Savunma analistleri, "İran o gün doğrudan müdahale etmeyerek, düşmanlarına kendi sınırları içine saldırılsa dahi rejimi korumak adına her şeyi feda edebileceği mesajını verdi" değerlendirmesinde bulunuyor.

İleri Savunma Hattının Tasfiyesi

İran'ın savunma stratejisi on yıllardır "savaşı kendi topraklarından uzakta tutmak" üzerine kuruluydu. Gazze ve Güney Lübnan, Tahran'ın "ileri savunma hattı" ve "zırhı" niteliğindeydi.

  • Zırhın Parçalanması: 2023-2025 yılları arasında İsrail'in Gazze'yi yerle bir etmesine ve Hizbullah'ın komuta kademesini sistematik olarak tasfiye etmesine Tahran'ın sadece retorik düzeyde tepki vermesi, bu zırhı tamamen parçaladı.

  • İstihbari Sızma: Bu tereddüt dönemi, Mossad ve CIA'nın İran'ın en mahrem askeri birimlerine ve Dini Lider’in ofisine kadar sızmasına imkan tanıyan bir "istihbari boşluk" yarattı. 28 Şubat 2026'daki suikastın, bu 2 yıllık "hareketsizlik" sürecinde toplanan bilgilerle mümkün olduğu belirtiliyor.

7 Ekim'den 2026'ya: Caydırıcılığın İflası

İranlı General Kasım Süleymani’nin vasiyeti olarak görülen "Direniş Ekseni", 7 Ekim sonrasında Tahran’ın tereddüdüyle büyük bir güven bunalımına girdi. Vekil güçlerin tek tek hedef alınmasına seyirci kalan bir "merkez", müttefikleri nezdinde de meşruiyetini yitirdi.

Bugün Trump’ın "İran’ın bir donanması, hava gücü veya radarı kalmadı" şeklindeki küçümseyici açıklamaları, aslında 2023’te atılmayan adımların bir sonucu olarak görülüyor. Gazze'nin en zor günlerinde doğrudan füze fırlatmaktan çekinen İran, bugün kendi şehirlerini koruyacak hava savunma sistemlerinin (S-300 ve yerli üretimlerin) %60'ından fazlasının imha edildiği acı gerçeğiyle yüzleşiyor.

Tarihsel İroni: Kendi Sınırlarında Sıkışan Tahran

Stratejistler, İran'ın 7 Ekim'de "rejimi korumak" için girmekten kaçındığı savaşın, çok daha yıkıcı ve doğrudan rejimi hedef alan bir formda 2026'da kapısına dayandığına dikkat çekiyor. "Bölgesel liderlik" iddiasını Gazze için riske atmayan Tahran, bugün hem bölgesel nüfuzunu kaybetti hem de kendi topraklarında bir "varoluş mücadelesi" veriyor.

Sonuç olarak; 2023'teki o kritik eşikte gösterilen tereddüt, Orta Doğu'daki güç dengesini İran aleyhine kalıcı olarak bozdu. Bugün harabeler içinde kalan Tahran sokakları, "stratejik sabır"ın bazen "stratejik bir intihar"a dönüşebileceğinin en canlı kanıtı olarak tarihe geçiyor.

Daily Ummah