Batı medeniyetinin ahlaki iflasını ve küresel seçkinlerin sapkın ağlarını simgeleyen Epstein davasında, adaletin yerini bulması bir kez daha "pazarlık" konusu yapıldı. Sapkınlık ağının kurucularından olan ve halen 20 yıl hapis cezasını çeken Ghislaine Maxwell, ABD Temsilciler Meclisi Denetim ve Soruşturma Komitesi’ne ifade vermek için skandal bir şart öne sürdü. Teksas’taki cezaevinden video konferansla bağlanması beklenen Maxwell, Donald Trump’tan "başkanlık affı" almadığı sürece hiçbir soruya cevap vermeyeceğini bildirdi.
Cumhuriyetçi James Comer başkanlığındaki komite, Maxwell’in anayasal hakkını kullanarak sessiz kalmasını "hayal kırıklığı" olarak nitelendirse de bu durum, "batıl" sistemin kendi suçlarını nasıl bir kalkan olarak kullandığını bir kez daha kanıtladı. Maxwell’in avukatları, müvekkillerinin haksız yere mahkûm edildiğini iddia ederken, hakikati söylemek karşılığında dokunulmazlık ve af talep etmeleri, Batı’daki "adalet" mekanizmasının ne denli çürümüş olduğunu gözler önüne serdi.
Zulüm şebekesinin diğer önemli figürleri olan eski ABD Başkanı Bill Clinton ve eşi Hillary Clinton da aynı dosya kapsamında ayrı ayrı ifade vermeye çağrıldı. İsimleri Epstein’ın özel adası ve uçağıyla sıkça anılan Clinton çifti, halkın gözü önünde yapılacak açık oturumlar talep ederek siyasi bir linçten kaçınmaya çalışıyor. Maxwell’in daha önceki sorgularında Epstein’ın "intihar" ettiğine inanmadığını söylemesi ancak "müşteri listesi" gibi can alıcı detayları gizlemesi, sapkınlık ağının korunduğuna dair şüpheleri körüklüyor.
Ocak sonunda yayınlanan 3 milyondan fazla yeni belgenin ardından sarsılan Washington’da, bu kirli dosyanın ucu Siyonist lobilerden en üst düzey devlet yetkililerine kadar uzanıyor. Hakikatin karartılmaya çalışıldığı bu süreçte, mazlumların hakkını savunmak ve bu necis yapıyı deşifre etmek, Ümmet’in adalet anlayışının bir gereğidir. Batı’nın kokuşmuş düzeni kendi içine çökerken, hakikat er ya da geç bu karanlık perdeleri yırtıp atacaktır.




