"Hafta sonu Halk TV’de yayımlanan bir haber sosyal medyada infiale neden oldu. “Sahipsiz depremzede çocukları tarikatlar mı kaçırıyor?” başlıkla habere göre kimsesiz depremzede çocuklar İHH vakfı tarafından İstanbul’a getirilmiş ve Beykoz’da bulunan iki villaya yerleştirilmişti. 

AFAD'tan sel açıklaması AFAD'tan sel açıklaması

Serbestiyet, sözü geçen villalara giderek depremzedeler, komşular ve iddiaların odağındaki, İHH yöneticisi olduğu söylenen Aynur Akdeniz’le konuştu: “Çocuklar kimsesiz değil, anneleri refakat ediyor. İHH yöneticisi değilim, yardımseverim.

"İddiaların merkezindeki Beykoz Çavuşbaşı Mahallesindeki eve gittik.

Ev, bir villa. Sitede pek çok konut var. Eve varmadan önce etraftaki komşularla sohbet ediyorum. Bu sitede depremzede olan Suriyeli çocukların kaldığını doğruluyorlar. Fakat kaçırma, tarikat ayrıntılarını yalanlıyorlar, depremzede çocukların kimsesiz olmadığını, annelerinin de yanlarında olduğunu anlatıyorlar: “Bu sitede öyle tarikat grubu çocukları alıp, kaçırıp besleyemez. Her şeyden önce bizim kendi çocuklarımız burada oynuyor. Evet, Suriyeliler geldi ama bu illa kaçırıldılar anlamına mı gelir? Ben rahatsız olan birilerinin şikâyet ettiğini ve bu yüzden böyle yalan haberlerin çıktığını düşündüm. Beykoz tarikatların olduğu bir yer, doğru. Ama burası aile sitesi.’’

Suriyeli depremzede çocukların kaldığı iddia edilen eve doğru yürüyorum. Sitenin içi korunaklı. Site sakinlerinin çocukları arkadaşlarıyla birlikte oyun oynuyor.

Çocuk ve kadınların olduğu ev epey kalabalık. Kız ve erkek çocuklar aynı yerde oynuyor. Yardımsever biri geliyor ve çocuklara oyuncak hediye ediyor. Ben oradayken bir belediye görevlisi gelerek, anne ve çocukların kim olduğunu kontrol ediyor. Bütün çocukların annesi de orada.

Çocuk ve kadınların olduğu ev epey kalabalık. Kız ve erkek çocuklar aynı yerde oynuyor. Yardımsever biri geliyor ve çocuklara oyuncak hediye ediyor. Ben oradayken bir belediye görevlisi gelerek, anne ve çocukların kim olduğunu kontrol ediyor. Bütün çocukların annesi de orada.

Buraya gelmeden önce telefonda haberleştiğim ve kendilerini “Yetim Hamileri” olarak adlandıran grubun üyesi Aynur Akdeniz’e söz konusu iddiaları soruyorum. Kim olduklarını anlatarak başlıyor:“Yetim Hamileri diye bir grubuz biz. Grupta hali vakti yerinde olan arkadaşlarım ve akrabalarım var. İstanbul’a gelen Suriyelilere yardım etmek olsun, sokakta kalmış insanlara yardım etmek olsun elimizden geldiğince yardım etmeye çalışıyoruz. Sadece Suriyeli çocuklar ve ailelerine değil Türklerin ihtiyaçları olduğu zaman da yardım etmeye çalışıyoruz.

“Bizler, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen, kimseye muhtaç olmayacak şekilde yaşayabilen pozisyondayız. Türkiye şartlarında maddi durumu iyi insanların aileleriyiz ve çevremizdeki herkes böyle. Durumu çok iyi olmayanlar var ama onlar da emekleriyle bizimle beraberler.

“Son üç ramazandır 400-500 ailenin kapısını çalıp ihtiyacı olanlara Ramazan zarfı veriyor, gıda yardımı yapıyoruz.

“Haliyle bu insanlar biz çağrı yaptığımızda, şurada birinin ihtiyacı varmış dediğimizde ellerinden geleni yapıyorlar. Burada gördüğünüz Suriyeli anne ve çocuklar, babalarını kaybetmiş çocuklar. Biz onlara senelerdir yardım ediyoruz. Hem maddi, hem manevi.

“Pazartesi deprem oldu, perşembe yola çıkardık, Cuma İstanbul’a geldiler.
Bu insanlara senelerdir hem maddi hem manevi anlamda destek olmaya çalışan insanlarız. Depremde kaldıkları yer zarar gördü ve sokakta kaldılar. Haberimiz olur olmaz, kendi aramızda konuştuk arkadaşlarımızla ve iki kullanılmayan yazlıkta bir süre misafir etmeye karar verdik.”

Bu insanlarla nasıl tanıştınız? Kim sizinle irtibat kurdu?

“Açıktaydılar, sokaktaydılar Hatay’da. Ama biz yardımsever bir grup olarak senelerdir bu insanları tanıyoruz, yardım gönderiyoruz. Buraya gelmelerinden sonra ikametlerini değiştirmek için kaymakamlığa götürdük. Depremzede oldukları için devlet, her bir anne ve çocuğa sosyal yardımlaşma ödemesi yaptı.

“Depremzede olduklarını yasal olarak kaydettirdik. Aralarında zaten velisi olmayan çocuk olmadığı için de başka bir çocuk için başvuru yapmak zorunda da kalmadık. Hepsi anneleriyle birlikte başvurmuş ve kayıt altına alınmış oldu.”

Çıkan haberler ve ortaya atılan iddialar sizin anlattıklarınızdan epey farklı. İHH ile bir bağlantınız var mı? Siz ya da grubunuzun herhangi bir üyesi bir tarikata bağlı mı?

“Tutanaklarda böyle çocukların ikametleri, anneleriyle birlikte burada. Fırat Fıstık’ın haberinde şu cümle geçiyor: ‘Bakın bu çocuğun hiç kimsesi yok ama kaçıracaklar.’ Beni kastederek söylüyor, ismim de geçiyor. ‘Bu çocukların yerlerini değiştirecekler’ diyor.

“Çocuklar anneleriyle birlikte burada. Kimseden bir yere kaçırdığımız yok. Biz buradayız. Burada geçici duruyorlar. Çocukların eğitimleri devam edeceği için onlara kalıcı yer ayarlamaya çalışıyoruz. Bu insanlar senelerdir Türkiye’de yaşıyor. MEB okullarında okuyorlar. Anneleri başlarında. Kim nereye kaçsın ya da kaçırsın?

“Fırat Bey, çocuklarla gizli çekim röportaj yapacağına sizin gibi gelip kapımızı çalsaydı, biz ona her şeyi anlatırdık ama gelmedi. Bunun yerine evin etrafında gizlice gezerek annesinin gözetimi altında oynayan çocuğu kenara çekip sıkıştırmak suretiyle çocuğun görüntüsünü alıp bunu montajlayarak yayınlamış. Anne Türkçe bilmiyor. Hiçbir art niyet aramadıkları için, neden yaklaştıklarını sorgulamamışlar.

“Kapımızı çalsaydı kim olduğumuzu, bu insanlara senelerdir yardım ettiğimizi anlatırdık. Fırat Bey bize ulaşmadı, evimizin önüne kadar gelip kapıyı çalmadı.

“Bu haberden sonra polisler eve baskın yaptı. Çocukların tek tek ifadesi alındı. Zaten depremde korkan, travmatik şeyler yaşamış olan bu çocuklar ikinci kere kötü şeyler yaşadılar.

“Bu insanlar kaçak olsa devlet bunlara niye sosyal yardım versin? Depremzede yardımı aldılar üç gün önce. Her birinin annesiyle birlikte kaydını yaptım.

“Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Fırat Fıstık’ın söylediklerini doğruladığı yok. Şikâyetlerden dolayı buraya polis ve sosyal hizmetler müdürlüğü de geldi, kanuna aykırı bir şey olmadığını kendileri tutanak tutup gözlemleyip tek tek herkesi sayarak, evi boşalttılar. Bir odaya doldurdular. Annelerle çocukları eşleştirdiler. Onların fotoğraflarını çektiler. Kimlik bilgilerini topladılar. Her biri ile ilgili dosya oluşturdular. Kanuna aykırı bir şey olmadığını görüp teşekkür edip gittiler.

“Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı da babası ölmüş, anneleriyle birlikte olan çocukların burada yaşadığını doğruladı. Evet, böyle bir evin varlığı doğru. Fakat bu evde depremde babası annesi ölmüş çocuklar yok. Babası savaşta ölmüş ama depremzede olarak anneleriyle birlikte gelmiş, burada misafir olduklarını doğruladı.

“Biz ya da bir yakınlarımızdan hiç kimse bir tarikata bağlı değil. Ben İstanbul’un iyi bir semtinde, iyi bir sitede oturuyorum. Arkadaşlarımın çoğu da böyle. Çocuklarımızın hepsi üniversite okudular. Kendi evlatlarımız şu anda aşevi kurdu deprem bölgesinde, yemek dağıtıyorlar. Biz buradayız, çocuklarımız da orada çalışıyor.”

Bu insanları yardım amacıyla da olsa buraya getirmenizin hukuka aykırı bir yanının olup olmadığını incelediniz mi?  

“Hayır, değil. Şunu net söyleyeyim. Bu insanlar sosyal hizmetlere bağlı, bir devlet kurumuna bağlı bir yerde değillerdi ya da başlarına bir devlet kurumundayken bir şey gelmedi. Her biri, aynı binanın içerisinde oturan komşular aslında. Her anne ve çocuğu bir dairede oturuyor ve komşu pozisyonundalar.

“Düşünün ki akrabanızın deprem bölgesinde evi zarar görmüş ve evinize davet etmişsiniz. Olay bu kadar aslında.
Toplu halde yaşadıkları binaları zarar görmüş ve binalar zarar gördüğü için de açıkta kalmışlar ve bizden başka hiç kimseleri de yok.”

Depremezede annelerden biri olan A. İsmail ile konuşmaya Aynur Hanımı ne zamandır tanıdığını sorarak başlıyorum.

“2017’den beri tanıyorum Aynur Hanımı. Bizim Türkiye’de kimsemiz yok. Sadece ben ve çocuklarım varız.’’

Aynur Hanım size ulaşmasaydı ne yapmayı düşünüyordunuz? Nereye gidecektiniz? Burada geçici olarak kalıyorsunuz, buradan sonra ne yapacaksınız? Çocuklar okullarına nerede devam edecek?

“Aynur Hanım bize ulaşmazsa ne yapacaktık bilmiyorum. Depremden sonra sokakta kaldık, çocuklarımızla birlikte. Yardım edecek kimsemiz yoktu. Şimdi ne yapacağız bilmiyorum. Aslında her şey belirsiz bizim için. Muhtemelen küçük bir şehre gideceğiz ve okula orada devam edecek çocuklar.’’

“O abinin yaptığı haberi gördükten sonra günlerce ağladım. Arkadaşlarım ve anneleri benim yüzümden çok korktu. Günlerdir dışarı çıkamıyoruz’’

Halk TV’de hazırlanan haberde -annesinin iddiasına göre izinsiz çekim yapılarak- konuşan Abdulvahit A., sekizinci sınıf öğrencisi ve LGS’ye hazırlandığını söylüyor.
Abdulvahap A. ve annesine bu iddiaları ve çıkan haberleri soruyorum. Abdulvahit, videoda kesilen cümleler olduğunu, kayıt alındığında annesinin de yanında olduğunu ve gazetecinin kendisine özel sorular sorduğu için bir yardımsever olduğunu düşünerek cevap verdiğini, kameraya çekildiğinden haberinin olmadığını anlatıyor:

“Bana sorular soran abiyi iki gün üst üste parkta oynarken gördüm. Annem de yanımızdaydı. Önce depremde yakınımızı kaybedip kaybetmediğimizi sordu. Ben de bu yüzden arkadaşlarımı ve komşularımızı kaybettiğimi söyledim. Bu kısmı kesip, babamla ilgili sorduğu soruya verdiğim cevabı birleştirmiş. Babam depremden önce kanserden öldü demiştim. Bu kısmı koymamışlar. Ben bu abiyi iyi biri ve yardımsever diye düşündüğüm için sorularına cevap verdim. Annem de yanımızdaydı. Onu da gördü abi ama annemle hiç konuşmadılar. 

“Montunun içinde gizli kamera varmış. Ben kameraya çektiğini görmedim. Herhangi bir derneğe bağlı olup olmadığımızı sorduğunda ‘hayır’ dedik ama o kısmı da kesmişler. Yayınladıkları videonun sonunda duyuluyor ‘hayır’ dediğim ama hemen kesmişler.

“Haberi gördükten sonra günlerce ağladım. Neden böyle bir kötülük yaptılar bilmiyorum. Lütfen siz doğruyu yazın. Burada bize senelerdir yardım gönderen ablanın ayarladığı evde misafir olarak varız. Buradaki çocukların hepsi babasını kaybetti. Zaten Hatay’da aynı binada kalıyorduk annelerimizle birlikte. Benim yüzümden arkadaşlarım ve anneleri çok korktular. Artık hiçbirimiz dışarıda oynayamıyoruz.’’