Orta Doğu

İran savaşında senaryolar: Çöküş mü yıpratma mı?

Uzmanlar, ABD ve İsrail'in İran liderliğini hedef alan stratejisini ve Tahran'ın Körfez'e yönelik misillemelerinin yol açtığı yeni bölgesel denklemi Al Jazeera'ye değerlendirdi.

Abone Ol

İran'a yönelik savaş neden doğrudan Dini Lider Ali Hamaney ve hatta onun halefi olabilecek isimlerin hedef alınmasıyla başladı? Tahran, hedeflerini neden sadece Arap ülkeleriyle sınırlandırarak bölgedeki Amerikan üslerini vurduğunu iddia etti? Körfez ülkeleri topraklarına yönelik bu tekrarlanan saldırılara yanıt verecek mi? Ve giderek bölgesel bir boyut kazanan bu savaşın sona ermesine dair masadaki senaryolar neler?

Al Jazeera kanalına konuşan analistler, uzmanlar ve eski komutanlar bu soruları yanıtlarken, İran'a yönelik "açılış darbesinin" stratejik sonuçları olacağı ve Tahran'ın özellikle Körfez ülkelerini hedef almasının, gerilimi düşürmede önemli bir etkiye sahip dengeli rolünü kaybetmesine yol açtığı konusunda birleşti.

Güvenlik Sisteminin Çökertilmesi

Eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Vekili Heino Klinck, Washington'ın İran'a yönelik son saldırısının birincil hedefinin İran rejiminin güvenlik aygıtını parçalamak olduğunu vurguladı. Klinck, bu aygıtın askeri ve siyasi liderliği içeren komuta ve kontrol sistemini de kapsadığına dikkat çekti.

Klinck, İsrail ve ABD'nin İran'da gerçekleştirdiği ilk saatlerdeki saldırıların tam olarak bu sistemi hedef aldığını belirterek, saldırıların devam etme nedenini "Rejimin onlarca yıldır kurduğu tüm güvenlik aygıtını fiilen çökertmek için vurulması gereken çok sayıda hedef olması" şeklinde açıkladı.

Klinck, Tahran'ın vurabildiği tüm hedeflere, "özellikle de sivil hedeflere ve altyapıya" şiddetle karşılık verdiğini belirterek, saldırıların devam etmesinin "İran'ın misilleme yapma kapasitesini kademeli olarak zayıflatacağını" ifade etti. Eski ABD'li komutan ayrıca, "Her geçen saat, sağlam kalan İran fırlatma rampalarının sayısı azalıyor ve İran'ın askeri ve siyasi liderliğinden geriye kalanların neyin, nasıl hedef alınacağını belirleme kapasitesi düşüyor" dedi.

Saha dışında, ABD Başkanı Donald Trump'ın "istenmeyen kişiler olarak görülebilecek isimlerle bile anlaşma yapmaya hazır olduğunu" belirten Klinck, buna örnek olarak Washington tarafından tutuklanan Nicolas Maduro rejiminin bir parçası olan yeni Venezuela Devlet Başkanı Delcy Rodriguez ile olan ilişkisini gösterdi. Klinck, "Trump, Rodriguez ile ilişki kuruyor, dolayısıyla ABD için en kabul edilebilir ortaklar olarak görülmeyebilecek taraflarla anlaşma yapmaya hazır" diyerek, İran'da liderlik koltuğunda kimin kalacağını ve ABD ile müzakereye hazır olup olmayacaklarını göreceklerini sözlerine ekledi.

Zaman: Belirleyici Faktör

Eski ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Operasyonlar Direktörü Kevin Donegan ise bu askeri harekatta eksik olan en önemli unsurun "kara birliklerinin olmaması" olduğuna dikkat çekerek, bunun "uzun süreli bir çatışma" anlamına geldiğini söyledi.

İran'ın füzelerden ziyade daha fazla insansız hava aracına sahip olduğunu belirten Donegan, saldırıların yoğunluğunu azaltıp gün içine yayarak bu kapasitelerini "daha uzun süre kullanmaya" çalıştıklarını ifade etti. Tahran'a yönelik operasyonların başarısını "İran saldırılarını mümkün olduğunca zayıflatma veya azaltma" kapasitesine bağlayan Donegan, enerji altyapısına ve havalimanlarına yönelik saldırıların ekonomik bir yük haline gelmesinden önce bu hedeflere ne kadar hızlı ulaşılabileceğini sorguladı.

Bu tür askeri operasyonların "karmaşık" olduğunu ve özellikle hem balistik füzelere hem de İHA'lara karşı aynı anda savunma yapmaya çalışırken "kalabalıklaşan" hava sahasında büyük riskler barındırdığını ifade eden Donegan, Kuveyt tarafından yanlışlıkla düşürülen 3 ABD uçağını bu duruma örnek gösterdi. Washington'ın operasyonun "İran'ın saldırı kapasitesi önemli ölçüde zayıfladığında" sona ermesini beklediğini belirten Donegan, nükleer kapasite ve vekil güçlerin nüfuzuyla ilgili diplomatik bir çözümün ana hedef olduğunu ve bunun "daha sonra geleceğini" vurguladı.

Eski Pentagon yetkilisi Adam Clements ise Trump yönetiminin nihai hedefleri için henüz net bir strateji ortaya koymadığını, herhangi bir askeri hamlenin açık bir ulusal güvenlik çıkarıyla bağlantılı olması gerektiğini belirterek "kan ve kaynak maliyeti" konusunda uyardı. Clements, rejim değişikliği söylemlerinin mevcut lojistik zorluklar ışığında "bir sonraki adım" hakkında büyük soru işaretleri yarattığını söyledi.

"Başı Kesme" Stratejisi

Siyasi ve stratejik düzeyde ise Orta Doğu ve ABD uzmanı Said el-Büstani, harekatın başında Dini Lider Ali Hamaney ve olası halefleri de dahil olmak üzere "rejimin başının vurulmasının", karar alma hiyerarşisini çökertmenin ötesinde siyasi hedefler taşıdığını savundu. Büstani, Maduro'nun devrilmesi ve Rodriguez ile iletişime geçilmesi örneğine atıfta bulunarak, çatışmanın "ya rejimin tamamen değişmesine ya da geriye kalanların davranışlarının değiştirilmesine" doğru ilerlediğini öngördü.

Tahran'ın Körfez'e yönelik saldırılarıyla "savaşın maliyetini artırmaya ve Washington ile müttefiklerinin arasına nifak sokmaya" çalıştığını belirten Büstani, "rastgele" görünmesine rağmen Körfez ülkelerinin sadece füzeleri engellemekle yetinerek açık bir mesaj verdiğini ifade etti: "Ülkelerimizin sizin savaşınızın sahnesi olmasını istemiyoruz."

Büstani, Körfez ülkelerinin gerilimi düşürme çabalarına rağmen Washington'ın saldırılardaki ısrarının, "nükleer programın askeri yollarla tasfiye edilmesine doğru gidildiği" anlamına geldiğini belirterek, "Savaş başladı ve ilk aşamada bitmeyecek" dedi.

Arap Başkentleri Neden Hedef Alındı?

Suudi akademisyen ve siyasi analist Halid Muhammed Batarfi ise İran'ın saldırılarını "kendisine destek olan ülkelere yönelik hain bir bıçak darbesi" olarak nitelendirdi. Batarfi, "İran saldırmaya karar verdiğinde neden Türkiye ve Azerbaycan gibi Arap olmayan diğer ülkelerdeki askeri üsleri hedef almadı?" sorusunu yöneltti.

Batarfi, bu durumu "İran'ın son 50 yılda komşularının içişlerine karışma ve birçok ülkede milis projeleri kurma yaklaşımıyla örtüşüyor" sözleriyle açıkladı. Saldırıya uğradığında Tahran'a en yakın olanların Körfez ülkeleri olduğunu belirten Batarfi, "Suudi Arabistan, Katar ve Umman gerilimi düşürmek ve Washington'ı diyaloğa ikna etmek için büyük çaba sarf etti, onlara saldırmak yerine işbirliği yapılmalıydı" dedi.

Gerilimin geleceğiyle ilgili olarak ise Batarfi, "birinci safhanın hedef alınmasının ardından İran'da üst düzey bir liderliğin olmaması" nedeniyle tahmin yürütmenin zor olduğunu ifade etti. Saldırıları şu anda yönlendirenlerin "Devrim Muhafızları" olduğunu savunan Batarfi, onları sanki "dünyanın sonu" gelmiş gibi önceden belirlenmiş bir plana göre hareket eden "ideolojik askerler" olarak tanımladı. Batarfi, İran'ın tamamen petrol ihracatına bağımlı olmasına rağmen petrol tesislerini hedef almasını şaşkınlıkla karşıladığını belirterek, yaşananların Tahran'daki kafa karışıklığını ve birleşik bir liderliğin yokluğunu yansıtan "sürreal bir manzara" olduğunu söyledi.

Sonuç olarak, "açılış darbesi" sadece askeri bir operasyon değil, Orta Doğu'da bir dönemin bitişi ve yeni bir dönemin başlangıcının ilanı gibi görünüyor. Karar alma mekanizmalarının koridorlarında yankılanan en önemli soru ise şu: ABD ve İsrail'in askeri harekatı, uzun ve yıpratıcı bir savaşa sürüklenmeden hedeflerine ulaşabilecek mi? Ve tüm bunlardan sonra nasıl bir Orta Doğu doğacak?

Daily Ummah