531 yıl önce bugün, 2 Ocak 1492’de Endülüs’teki son Müslüman emirlik Hristiyanlar tarafından ele geçirildi. Sekiz asırlık İslâmî dönemden kalma bütün eserler yok edilmeye çalışılsa da, İspanya’da bugün Endülüs’ün parlak izlerini hâlâ görmek mümkün.

Emeviler devrinde başlayan Kuzey Afrika fetihleri, 600’lü yılların sonunda Atlas Okyanusu kıyılarına kadar ulaşmıştı. Fethettikleri coğrafyada şehirler kurarak ve ulu camiler inşa ederek ilerleyen Müslümanlar, Kuzey Afrika’dan sonra yönlerini Avrupa’ya çevirdi. 711’de Târık bin Ziyâd komutasındaki İslâm ordularının İber Yarımadası’na (bugünkü İspanya) geçişi, dünya tarihinde bir dönüm noktası oluşturacaktı.

Hristiyanlar arasındaki çatışma ve çekişmelerden yararlanarak, Avrupa içlerine kadar kolaylıkla ilerleyen İslâm orduları, kısa zamanda Paris kapılarına dayandı. Yaşanan bir dizi savaşın ardından yeni Müslüman beldeleriyle Hristiyanlar arasında Pirene Dağları doğal bir sınıra dönüştü. Sonraki 800 yıl boyunca, artık İber Yarımadası ve Endülüs’te, tarihin gördüğü en parlak medeniyetlerden biri kurulacaktı.

2 Ocak 1492’de, Endülüs’teki son Müslüman yönetim olan Gırnata Nasrîleri’nin hâkimiyetine Hristiyanlar tarafından son verildikten sonra, İspanya’daki İslâm izlerine yönelik korkunç bir kıyım başladı. Önce Müslümanlar sürgün edildi, ardından mimarî eserlere ve hatta mezarlıklara varıncaya kadar, kıyım harekâtı yoğunlaştı. Buna rağmen, Endülüs’ten günümüze kalan az sayıda eser bile, bugün İslâm’ın Avrupa’da ortaya koyduğu muhteşem medeniyeti dünyaya hatırlatmaya devam ediyor.

İşte, Endülüs’ün hâlâ parlayan üç yıldızı:

Filistin Kültürel Mirasını Korumaya Çalışıyor Filistin Kültürel Mirasını Korumaya Çalışıyor

KURTUBA CAMİİ

Temelleri 785’te atılan Kurtuba (Cordoba) Ulu Camii, sonraki yüzyıl boyunca sürekli genişleyerek bugünkü görünümünü kazandı. Kurtuba’nın 1236’da Hristiyanlarca ele geçirilmesinin ardından cami kiliseye, minaresi de çan kulesine dönüştürüldü. 1500’lerin ortasında caminin ortasına bir katedral inşa edildi. Buna rağmen, caminin içindeki çifte kemerli mermer sütunlar, muhteşem mihrap ve olağanüstü kubbe, göz kamaştırmaya devam ediyor.

İşbiliyye Ulu Camii

Müslümanlar, bugünkü İspanya’nın Sevilla şehrine “İşbiliyye” adını vermişti. İşbiliyye Ulu Camii, 1176’da ibadete açıldı. İşbiliyye’nin 1248’de Hristiyanların eline geçmesiyle, cami kiliseye dönüştürüldü, ihtişamlı minaresi ise çan kulesi yapıldı. 104 metrelik minare, Rönesans döneminde tepesine yerleştirilen rüzgârgülünden ötürü “La Giralda” adıyla anılır. İşbiliyye Ulu Camii’nin vaktiyle namaz kılınan ana binasından geriye bir şey kalmasa da, orijinal avlusu yerinde durmaktadır. Avlunun ortasında bulunan şadırvanlar da havuza çevrilmiştir. Caminin yanında ise, Müslüman ustaların yaptığı ünlü Alcazar Sarayı, İslâm mimarîsinin bir başka harikasıdır.

Elhamra Sarayı

Endülüs’teki son Müslüman emirlik olan Nasrîler, Gırnata’ya (bugün Granada) hâkim Sebika tepesinin üzerine Elhamra Sarayı’nı inşa etmişti. 1300’lerin sonuna kadar yapımı devam eden saray, İslâm mimarî ve sanatının en seçkin örneklerinden biridir. Sarayın ünlü Aslanlı Avlu’su ve harem kısmındaki havuzlu Kızlar Kulesi, Endülüs dendiği zaman akla ilk gelen sahnelerdendir.

Kaynak: Yeni Şafak