İsrail’in Çölünde Dünyanın En Eski Camilerinden Biri Keşfedildi

GettyImages 1241450257 1024x682 1

Filistin’in İsrail işgali altındaki Negev çölü bölgesinde tarihi bir cami keşfedildi. Bölgede 1200 yıl öncesine dayanan yerleşkelerde ortaya çıkarıldı. Keşif İslam’ın bölgedeki nüfuzuna da ışık tutuyor.

Kısa bir süre önce İşgalci İsrail’in Eski Eserler Kurumu -Filistin’in en eski camilerinden biri olarak kabul edilen- Filistin’in iç kesimlerinden Negev’deki Arap şehri Rahat’ta bir caminin keşfedildiği haberini yayınladı. Aynı şekilde birkaç gün önce, bazıları mermer döşenmiş evler, su kuyuları ve odaların bulunduğu ve buranın zengin ve saygın bir ailenin yaşadığı bir yer olduğuna işaret eden büyük ve lüks bir çiftliğin keşfedildiği haberini de yayınladı.

Haberi aktaran sitelere göre yerleşim yeri, tarihi 1200 yıl öncesine dayanan bir saray olarak biliniyordu (site ile ilgili bilgilerin henüz başlangıç ​​aşamasında olduğu aktarıldı). Bu iki keşif ek olarak da İşgalci İsrail’in Eski Eserler Kurumu tarafından -yaklaşık bir yıl önce- adı geçen şehirde yakın bir döneme ait başka bir cami keşfedildi.

Eski Eserler Kurumu’ndaki kazıcılara göre, caminin keşfi, birçok cevap alabileceğimiz önemli bir olaydır ve bize İslam’ın bölgeye girişi, nüfusun İslamlaşması, Müslümanların yerel halkla ilişkisi ve o dönemdeki yaşamın doğası hakkında bilgi verir. Haber sitelerinin kazı amirlerinden yaptığı alıntıya göre MS./7 yüzyıla dönen bir köy camisinden söz ediliyor.

Bu da onu Orta Doğu’da -iddialara göre-bölgedeki – Birüssebi’nın kuzeyindeki- nadir camilerden biri yapıyor. (Zira benzer bir yapı daha önce keşfedilmemiş.) Bu dönemde Kudüs ve Mekke’de büyük camiler olduğunu da eklediler, bununla birlikte keşfedilen şey, muhtemelen bölgedeki köylüler tarafından dua etmek için kullanılan eski bir ibadet alanının kanıtıdır.

190719144852 ancient mosque israel

Aslında, bu keşif çok önemlidir ve bu nedenle Filistin Negev’inde keşfedilen ve belgelenen -nadiren fark edilen- birçok camiye eklenmiştir. Bu cami, -bilgi ve araştırmalarıma göre- önemine, tarihi ve arkeolojik değeri çok yüksek olmasına rağmen, iddia ettikleri gibi ender bir cami değildir.” Ürdün ve Filistin’de (638-1917) cami mimarisi ve inşaatı” konulu doktora tezimin bir parçası olarak “keşfini ve doğrulaması” nı kendim yaptığım 3 camii de dahil, erken İslam döneminden 26 cami daha belgeledim.

Bu camilere, taşıdıkları tarihi, kültürel ve sosyal değerlere ışık tutabilmek için çok sayıda makale ve çalışma yapmamız gerekiyor. Ve bu konu gerçekten de duraksamamız gereken bir konudur ki İslam’ın Filistin topraklarının güneyinde ve hatta bir bütün olarak bölgede yayılmasını yeniden ele almamızı ve anlamamızı sağlar. Ve arkeolojik araştırma alanında ve hatta tüm çalışmalarını bu konuya hasretmiş İsrailli araştırmacılar arasında büyük ilgi gören bir konudur.

Bu yazımda, geçtiğimiz dönemde medyanın yayınladığı “keşiflere” ve İsrail Eski Eserler Kurumu’nun yaptığı gibi bu keşiflerin “en büyük olay ve en önemli keşif” olarak nasıl sunulduğuna ışık tutmayı düşündüm. Belki bu sözlerle resmi tamamlamaya ve haberlerle bize aktarılmayan gizli gerçeği aktarmaya çalışıyorum. Ve belki de gizli kalmasını istiyorum.

Caminin ve çiftliğin keşfi bir tesadüf müydü?

Öncelikle şuna değinmeliyiz ki cami ve çiftliğin keşfi, inşaat sırasında antik eserler bulunduktan sonra -sit alanlarını boşaltılması ve imar ve inşaata izin vermek amacıyla-gelen “kurtarma kazıları” kapsamındaydı. Yani planlı ve kasıtlı olarak bilimsel araştırma amacıyla yapılmış kazılar değildi aksine İsrail yasalarına göre eski eserlerin bulunmasını takiben yapılan bağlayıcı kazılardır.

Bundan sonra da -ilgili makamların görüşüne göre- rapor ya inşaat ve geliştirme çalışmaları için sit alanını serbest bırakacak ya da içinde “önemli” bir şey bulunursa ona el koyacaktır. Bu camilerinde “kurtarma” kazıları kapsamında bulunmuş olması, keşfin planlı bir kazı sonucu değil, tesadüf olduğu anlamına gelmektedir.Şunu da bilmek gerekir ki araştırma amacıyla düzenlenen kazıların çoğunluğu İsrail kurumları veya araştırma enstitülerinden ortakları tarafından Filistin topraklarında gerçekleştirilmektedir ve genellikle İslam öncesi dönemlerle ilgilidir.

Bu siteler üzerinde yaptığım kapsamlı araştırmalar sayesinde, Filistin topraklarındaki erken İslam dönemine ait çoğu caminin, özellikle Negev’deki ve genellikle kurtarma kazıları sırasında ortaya çıkarılan camilerin, onlar hakkında kapsamlı bilgiye mevcut olmadığını buldum. Bu siteler, keşfedildikten sonra genellikle üzerlerinden bir cadde geçebilsin veya üzerlerine bir bina inşa edilsin diye buldozerlerle yıkıldı ve kaldırıldı. Ayrıca şu ana kadar yazılan raporların ve bilgilerin çoğu yayınlanmadı.Bu siteler gereken ilgiyi görmedi ve neredeyse yok oldu.

Bölgenin tarihi ve İslami dönemleri, özellikle erken İslami dönemi ile ilgili çok fazla karışıklık var. Bu tarih, oryantalistlerin çizdiği hâkim bakışa ve Arapların ve Müslümanları atalarının ve dedelerinin topraklarını işgal etmeye gelen hatta bu ülkede yıkıma ve tahribata yol açan ve önceki altın dönemlerin refahına son veren yabancılar olduğu algısına göre tasvir edilmiştir. Ve bu araştırmacılar ve oryantalistlerin gelişen Batı medeniyetinin mirasçıları olduğuna itibarla bu altın dönem “Roma ve Bizans” dönemidir.

israil

Cami kalıntılarının açığa çıkarılmasının teşviki tesadüfi midir?

İşgalci İsrail, tüm Filistin tüm topraklarına kontrol etme ve egemenliğini dayatma takıntısına ek olarak, bu kontrolü sözde “yasalaştırarak” ve eylemlerine meşruiyet ve nesnellik kazandırıp “otoritesini dayatma ve ülkeyi Yahudileştirme” olarak özetlenebilecek ek bir saplantı da yaşıyor.

İşgalci İsrail hukuku sadece belirli hedeflerin uygulanması için bir araçtır yani toplumsal değerleri ve normları yansıtan ahlaki bir standart değildir. Bu nedenle sadece yüksek hedeflere uymadığında değişir. İsrail düzeni, Filistin topraklarının ve tarihinin Yahudileştirilmesi hedefine hizmet etmek için tüm alanları ve kurumları kullanmaktadır. Bu durum, İsrail yönetiminden ayrılamayan ve yüksek çıkarlarıyla uyumlu hayati bir organ olduğu için “Eski Eserler Kurumu” ile de bağlantılıdır.

Ve bu kurum, Antik Arap eserlerinin yıkılmasına ve yok edilmesine, sayısız mukaddesatın buldozerle yıkılmasına ve birçok mezarın ihlal edilmesine ve açılmasına gece gündüz katılan ve katılmaya da devam etmektedir.  “Kutsallaştırma ve Saygısızlık Arasındaki Yahudi Sembolleri ve İslami Kutsallıklar” kitabında belgelediğimiz gibi “Hoşgörü Müzesi”ni kurmak amacıyla açılan Kudüs’teki Eski Ma’man Allah’ın İslam Mezarlığı’nda, Ramle, Kafr Saba, Al-Zarnuqa  ve diğer bir çok mezarlık buna örnektir.

Eski eserleri koruduğunu iddia eden aynı kurum, eski antik camilere saygısızlık ediyor, haklarını ihlal ediyor ve restorasyonlarını engelliyor. Ramla’daki İslam’ın en eski ve en büyük camilerinden biri olarak kabul edilen “Beyaz Camii” iyi durumda değildir, defalarca saldırıya uğramış ve büyük tarihi değerine rağmen restorasyonu yasaklanmıştır.

Uzun yıllar Roma pazarı olarak tasvir edilen Tiberya Camii’nin de son dönemde cami olduğunun söylenmesi, mekanın terkedilmiş bir halde kalması ve ilgi görmemesi bizi meraklandırıyor: “Eski Eserler Kurumu’nun bu tür son keşifleri ortaya çıkarması ve medyada tanıtmasının amacı nedir!?”

Eski Eserler Kurumu, -kelimenin tam anlamıyla- İsrail’in otoriter hedeflerine ulaşmayı ve onun kamu çıkarlarına hizmet etmeyi amaçlayan otoriter bir kurumdur. Aynı zamanda içinde “postmodern” ve “gerçekçi” ekolün takipçileri olan, “Siyonist ideoloji”den kurtuluş arayışında olan ve siyasetten uzak “nesnel” araştırmalar yapan araştırmacılar da vardır. Ama bu araştırmacılar İsrail’in yüksek çıkarlarıyla çatışabilecek bir şeyde genellikle dışlanma ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

619892

Günümüz dünyası, “insan”ı kendi dikteleri ve ona çizdiği sınırlar içinde tutmak amacıyla gerilim ve heyecan unsurunu kullanarak onun düşünce ve eylemlerine yönlendiren medya kültürünün kölesi haline gelmiştir. Bu bağlamda, bu gibi İslam’a ait yerlerin keşfi ile İsrail’in bu toprakları Yahudileştirme eylemleri, hatta mezarları açma ve tahrip etme çabaları arasındaki çelişkiye, zaman zaman farklı yerlerde yapılan buluşların kamuoyunu meşgul etmesi olarak bakabiliriz.  Bütün bu keşifler “İsrail tarihinin Arap dönemi” çerçevesiyle sınırlıdır. Ve bunların “parlayan bir olay” haline gelmesi için- Arap antik eserlerinin yıllar içinde yok olması gerçeğiyle sahneden gizleyerek- bütün ışıklar onun üzerine çevrilir.

Kurumun gerçekleştirdiği eylemlerin nesnelliğini zihinlerde yerleştirmek için bu entelektüel seferberlik kasıtlı olarak tekrarlanır. Bu kurumun ülkedeki Arap ve İslami ne varsa yok etmek için yürüttüğü şiddetli kampanya ışığında; İslam mezarlıklarının ve kutsallıklarının sürekli ihlalleri ışığında; Filistinli medya kuruluşlarının ve aktivistlerin, yapılan bu ihlalleri takip edip küresel olarak ifşa etmesinden -özellikle küreselleşme yansımaları ile dünyayı herkese açık tek bir varlık haline getiren iletişim araçlarının gelişmesinden- sonra bu kurum güvenilirliğini ve tarafsızlığını kaybetti. Bu da mezkur İsrail kurumunu, kendini “nesnel” bir kurum olarak tanıtacak “olayları” veya “ifşaları” aramaya yöneltti.

Burada, İşgalci İsrail’in sözde müesses nizamının -kurtarma kazılarında tesadüfen ortaya çıkan eserlerin- bu “keşiflerinin” gündeme getirdiği tartışmanın, bir bakıma kurumun yaptığı işe inandırıcılık kazandırdığı bir propaganda olduğunu görüyorum. Ve buna karşın İsrail tarihi “Yahudileştirme” sürecini ve Filistin topraklarındaki sessiz arkeolojik sürecini devam ettiriyor.

Eski dönemlere ait İslami eserlerinin keşfinin artması normal mi?

Söylediğimiz gibi, İsrail devleti, devletin kuruluşundan bu yana geçen yıllar boyunca, ülkedeki Araplara ve İslam’a dair simge yapılarını ortadan kaldırdı ya da buldozerlerle yıktı. Ayrıca “önemli” olana, yani İslam öncesi dönemlere -İncil dönemleri dedikleri- özellikle de bronz ve demir dönemlerine ait eserlere ulaşmak için, “önemsiz” katmanları -yani İslami arkeolojik katmanları- buldozerle yıktı.

Aynı kurum, Filistin topraklarının tarihini -son yıllarda gelen- Yahudi halkının tarihi ile sınırlamak amacıyla, eski eserleri “keşfediyor” ve arkeolojik, estetik ve sanatsal araştırmaların yapılmasını teşvik ediyor. Ve bu sadece Filistin tarihini -İslami dönemler boyunca süren- buldozerlerin bıraktığı birkaç kırıntıyla sınırlamak içindir. Böylece Filistin topraklarındaki İslam ve Arap medeniyetini gölgede bırakarak ve gerçeği sadece küçük bir bölümünü yansıtan kalıntılar üzerinden sunarak farklı bir gerçeklik empoze eder.

Bu, İsrail kurumlarının Filistin topraklarındaki İslami antik eserleri (kalıntıların kalıntıları) teşhir ederek “nesnel çalışmalarını” yürüttükleri için, İsrail kurumlarının bir aldatmasıdır. Filistin topraklarında Arap ve İslam haklarını inkar etmek için “nesnel” bir çalışma yaparak ve “kalan kalıntılara” göre şüpheli bir İslam medeniyeti anlayışı empoze ederek Yahudileşme süreçlerini tamamlamaya meşruiyet kazandırmaktadır.

İsrail Filistin topraklarında Araplara ve İslam’a ait olan her şeyi kökünden söküp atmak, kutsalları ve mezarlıklara saldırganlarla yıkmak ve ülkeyi Yahudileştirmeye yönelik çabalarının  ardından, dünya çapında – halklar düzeyinde – itibarını kaybettikten sonra, başta Kudüs-ü Şerif ve mübarek Mescid-i Aksa olmak üzere Filistin topraklarının kimliğini yok etmek için İslami kutsalları ve eski eserleri ihlallerini sürdürürken, kaybettiği itibarı kazanmak için bazı eski eserleri ifşa ederek, onu kurtaracak şeyi arıyor.

israil

Kaynak: MuslimPort