Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten UAD'de, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor.

Almanya'dan İsrail'e sağduyulu ve sorumlu davranma çağrısı Almanya'dan İsrail'e sağduyulu ve sorumlu davranma çağrısı

Duruşmalarda Slovenya adına ilk sözü alan Lahey Büyükelçiliği Hukuk Müşaviri Helmut Hartman, Birleşmiş Milletlerin (BM) görevleri arasında barışı, güvenliği ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesini sağlamanın yer aldığını hatırlatarak, "BM, Filistin sorununu tüm yönleriyle ve tatmin edici şekilde uluslararası aşamaya uygun olarak çözmekle yükümlüdür." dedi.

Filistin topraklarındaki İsrail işgalinin tamamen sona erdirilmesi ve statü sorunlarını çözmeye ilişkin müzakereler yapılması gerektiğini ifade eden Hartman, Slovenya'nın, "iki devletli çözüme" ulaştıracak devletler arası müzakere ile çözüme ulaşılacağına inandığını söyledi.

Hartman, bazı ülkelerin danışma görüşü verilmesinin reddedilmesi çağrılarına atfen Divan'ın kendisinden talep edilen hukuki konular üzerinde danışma görüşü verme yetkisi olduğunu belirterek, UAD'ın görüş vermeyi reddetmesi için geçerli bir neden bulunmadığını savundu.

"Tüm devletler, Filistin halkının karşı karşıya kaldığı yasa dışı duruma destek vermekten kaçınmakla yükümlü"

Slovenya heyetinden Avukat Daniel Müller ise Filistin halkının "kendi kaderini tayin etme hakkına" vurgu yaparak, BM Şartının ve uluslararası hukukun diğer temel kurallarının Filistinlilere bu hakkı "tartışmasız" şekilde verdiğini kaydetti.

Müller, bu hakkın beraberinde birçok temel insan hakkını da getirdiğini anlatarak, "Tarihi tecrübesiyle Slovenya, kendi kaderini tayin hakkının uluslararası hukukun vazgeçilmez bir şartı olduğunu düşünüyor." diye konuştu.

Filistin halkının İsrail'in işgali nedeniyle bu hakkı kullanamadığına işaret eden Müller, şöyle devam etti:

"Bugüne kadar Filistin halkı, devredilemez kendi kaderini tayin hakkını tam olarak kullanamamıştır. Aslına bakılırsa, işgalci güç İsrail, onlarca yıldır Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının uluslararası hukukun güvenceleri ve ilkelerine uygun ve tam olarak gerçekleşmesini aktif şekilde engellemektedir."

Müller, işgalci güç olarak İsrail'in "işgale maruz kalan nüfusun korunmasını sağlama ve haklarına saygı göstermek ve bunların uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alma" yükümlülüklerini yerine getirmediğini aktararak, yasa dışı yerleşim politikalarının durumu daha kötüleştirdiğini ifade etti.

İsrail'in uluslararası hukuk yükümlülüklerine uyma ve Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını tam olarak kullanmasını engelleyen tüm uygulamalara son verme yükümlülüğü olduğunu belirten Müller, ayrıca İsrail'in ihlallerden zarar gören Filistinlilerin kayıplarını tazmin etmesi gerektiğini dile getirdi.

Müller, tüm devletlerin Filistin halkının sahip olduğu bu hakkı savunma yükümlülüğü olduğunu hatırlatarak, "Tüm devletler ve BM, Filistin halkının karşı karşıya kaldığı trajik ve her şeyden önce yasa dışı duruma son vermek için gerekli tüm önlemleri almakla ve hukuka aykırı durumun sürdürülmesine herhangi bir yardım veya destek vermekten kaçınmakla yükümlüdür." ifadelerini kullandı.