Foreign Policy dergisinde yer alan ve Orta Doğu Enstitüsü uzmanı Alex Vatanka tarafından kaleme alınan analiz, İran’ın son on yıldır dış politikasının merkezine koyduğu "Doğu’ya Bakış" doktrininin derin bir sarsıntı yaşadığını ortaya koydu. ABD ve İsrail ile yaşanan son askeri gerilim süreci, Tahran'ın Moskova ve Pekin'den beklediği stratejik güvencelerin sahada karşılık bulmadığını gösterdi.

Epstein dosyalarında Putin detayı: Yerine geçecek isim sızdı
Epstein dosyalarında Putin detayı: Yerine geçecek isim sızdı
İçeriği Görüntüle

Vatanka’ya göre, İran’ın Rusya ve Çin ile geliştirdiği yakın ilişkiler, Batı’nın baskı ve ambargolarına karşı bir "stratejik kalkan" olarak kurgulanmıştı. Ancak 2025 yılı baharında Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko’nun yaptığı açıklamalar, Tahran için soğuk duş etkisi yarattı. Rudenko, iki ülke arasındaki stratejik anlaşmanın bir "ortak savunma paktı" olmadığını açıkça belirterek, Rusya’nın olası bir saldırı durumunda İran’a askeri yardım sağlama zorunluluğunun bulunmadığını vurguladı.

İran siyasi kanadındaki hayal kırıklığı, sadece diplomatik söylemlerle sınırlı değil. Tahran yönetimi, Rusya'nın Hindistan gibi diğer ülkelere sağladığı Su-35 savaş uçakları ve S-400 hava savunma sistemlerini kendisine teslim etmemesini sert bir dille eleştiriyor. Haziran 2025’te yaşanan İran-İsrail çatışması sırasında Moskova’nın sözlü kınamalar dışında hiçbir askeri destek sunmaması, "stratejik ortaklık" söyleminin pratik bir karşılığı olmadığını bir kez daha kanıtladı.

Çin cephesinde de durum benzer bir seyir izliyor. Pekin yönetimi, İran ile ekonomik iş birliğini sürdürüp sözlü olarak destek verse de, Tahran adına ABD ile doğrudan bir karşı karşıya gelme riskini kesinlikle göze almıyor. Bölgedeki diplomatik gözlemciler, Moskova ve Pekin'in bir "ittifak" mantığıyla değil, kendi çıkarlarını koruyan "hesaplanmış bir mesafe" ile hareket ettiğini belirtiyor. Bu tablo, İran içinde de bu doktrinin sürdürülebilirliği konusunda sert tartışmaları beraberinde getiriyor.

Daily Ummah