Amerikalı siyasi analist ve gazeteci Ezra Klein, New York Times'ta yayınlanan makalesinde, ilerici Demokrat Kongre Üyesi Ro Khanna'nın "Epstein Dosyaları"nın milyonlarca sayfasının ifşa edilmesinin ardından yaşadığı derin sarsıntıyı analiz etti. Silikon Vadisi’ni temsil eden ve teknoloji devleri ile sosyal adalet arasında bir köprü kurmaya çalışan Khanna’nın, bu belgelerden sonra batıl sistemin işleyişine dair tüm algısının değiştiği vurgulanıyor.
Şeffaflık Mücadelesi ve Şok Edici Gerçekler
Ro Khanna, Cumhuriyetçi Thomas Massie ile iş birliği yaparak Epstein dosyalarının tamamen halka açılmasını zorunlu kılan bir yasaya öncülük etmişti. Şu ana kadar yaklaşık 3,5 milyon sayfa belge yayınlanmış olsa da, Adalet Bakanlığı’nın "düzenlemeleri" nedeniyle kurbanların FBI ifadeleri gibi milyonlarca sayfa hala gizli tutuluyor. Ancak mevcut belgeler bile Epstein'ın sadece bir suçlu olmadığını, seçkinlerin zaaflarını kullanan bir "nüfuz simsarı" olduğunu kanıtlıyor.
Ezra Klein: "Şu ana kadar açıklananlar Ro Khanna için şok ediciydi; ancak asıl önemli olan, henüz açıklanmayanlar olabilir."
İdeolojiler Üstü Bir "Şer Ağı": Epstein Sınıfı
Belgeler, Epstein’ın ağının sadece bir siyasi kanatla sınırlı olmadığını; Elon Musk, Peter Thiel, Larry Summers ve hatta Noam Chomsky gibi birbirine tamamen zıt kutuplardan isimleri kapsadığını gösteriyor. Klein’a göre bu isimleri bir araya getiren şey bir fikir birliği değil, karşılıklı çıkar ve "bağlantı" ticaretiydi.
-
Zırh Olarak Nüfuz: Epstein, güçlü isimlerle yan yana gelerek kendisine hukuk karşısında görünmez bir kalkan oluşturdu.
-
Epstein Sınıfı: Khanna’nın deyimiyle, kendilerini yasaların üzerinde gören veya en azından bağlantılarıyla korunan bir elit tabaka doğdu.
-
Ahlakın Üzerinde Menfaat: Büyük finans kuruluşları, etik şüpheleri bir kenara iterek Epstein’ı zengin müşterilere ve karlı anlaşmalara ulaşmak için bir kanal olarak gördü.
"Seçkinler Hesap Vermeden Adalet Gelmez"
Ro Khanna için bu mesele artık sadece bir vergi veya ekonomi politikası tartışması olmaktan çıkıp bir "güven krizine" dönüştü. Khanna, seçkinlerin gerçek bir hesap verebilirlik mekanizmasına dahil edilmediği hiçbir demokratik projenin halk tarafından kabul görmeyeceği sonucuna vardı. Şeffaflığın bir intikam değil, yasaların herkes için geçerli olduğu inancını yeniden inşa etmek için bir şart olduğu vurgulanıyor. Batılın ilişkiler ağıyla hukuku bypass ettiği bu dönemde, gerçek adaletin ancak bu karanlık ağların tasfiyesiyle mümkün olacağı ifade ediliyor.





